Thursday, 22 October 2009

Yabanci Olmak 1 Ulkeye



Türk kızları olarak ilk tanıdıklarım, izmir'in kızlardı. son derece batılıydılar. 1930'lu yıllarda karşıyaka'da oturan bir kız, evinden çıkıp mayosuyla evinin önünden denize girebiliyordu. o haliyle manavdan alışveriş yapabiliyordu. kimse de onu rahatsız etmezdi. ben de o çocuk halimle, bütün türkiye böyle zannederdim. cumhuriyeti ilan etmişiz, yeni bir hayat başlamış ve artık kızlar böyle yaşıyorlar!

Kader, ailecek anadolu'ya göç etmemizi gerektirdi. konya'nın ilgın ilçesinde hayatımın ilk şokunu yaşadım! karşıma bambaşka bir türkiye çıktı. orada batılı ve çağdaş kadın yok muydu? vardı, ayşe öğretmen vardı. kız öğretmen okulu'nu bitirmiş ilgın'a tayin edilmiş, başı açık, edebiyat meraklısı 20 yaşında bir hanımdı. bir cumhuriyet kızı! o kızlara çok değer veririm ben, sonradan filmlerini de yaptım. cesurca giderler, inanılmadık yerlerde, inanılmadık işler yaparlar. ama işte çoğunluk, 9 yaşındaki erkek çocuğunu bile sokağın bir ucunda göründüğü zaman örtünen, yüzünü duvara dönen kadınlardan oluşuyordu.

Ilk defa o zaman, bizim hayatımızda vahim bir yanlış olduğunu farkettim! izmir'de başka bir hayat var, marlene dietrich'i taklit ediyorlar; anadolu'da ise başka bir hayat var, küçücük erkek çocuklarından bile namahrem diye kaçıyorlar. bunların ikisi de aynı milletin çocukları! nasıl oluyor?

Aslında bu yanlış cumhuriyet'in değil, meşrutiyet'in hatta tanzimat'ın yanlışı. osmanlı, gün gelmiş, yaşama biçiminin çağdaş olmadığını farketmiş. batılılar'ın zoruyla da tanzimat fermanı'nı ilan etmiş. bana sorarsanız, son derece başarısız bir şey gerçekleşmiş! evet, türkiye'nin kreması diyebileceğimiz tabaka çağdaşlaşmayı batılılara benzemek zannetmiş, onları taklit eder hale gelmiş. ama geri kalan insanlarda hiçbir değişiklik yok! onlar, olduğu gibi eski osmanlı yapısını sürdürmüş.

Böylelikle biz hep iki millet arasında yaşamak durumunda kalıyoruz. bir türlü yekpare olamıyoruz. avrupa'ya gittiğimde ne gördüm? tamam, fransız kadınları sandığım kadar şık ve güzel değildi. fransızlar sandığım kadar ince insanlar da değildi. ama bir başka şey vardı: yekparelik vardı. kötü kahveye gidip oturduğunda hizmet veren kızla, lüks kahvede hizmet veren kız arasında mahiyet açısından fark yoktu. derece itibariyle vardı. benzer giyiniyorlardı. belki biri daha kaliteli, diğeri daha az kaliteli. ama aynı çerçeve içinde. ikisi de çok sesli müzik seviyordu. bizde öyle mi? büyük şehirdeki kız çok sesli müzik seviyor, taşradaki kız türkü seviyor.

O zaman da karşımıza şu soru çıkıyor: 40 sene öncenin ya da günün kızını, ahlaki açıdan değerlendirirken, hangi ahlaka göre değerlendireceğiz? çağdaş ahlaka göre değerlendirsek bir şey çıkmıyor ortaya! dehşet verici yani. çağdaşlaşmayı anlayamıyoruz da ondan! tanzimat, çağdaşlaşmanın batı'yı taklit etmek olduğunu söylemiş bize, hálá onu taklit edip duruyoruz. ingiltere'ye giden ingiliz gibi geliyor, fransa'ya giden de fransız gibi. sonuçta garip bir hal arıyoruz. bir türlü yekpare bir ahlak kuramıyoruz. islami ahlak mı geçerli olacak? yoksa burjuva ahlakı mı? burjuva ahlakı olması lazım çünkü ulusal demokratik bir devrim yapmışız.

iyi de bunun ahlakı nerede? ortada yok. bunun yerine ya fransız ahlakından ya da amerikan ahlakından söz ediyoruz. hiçbirisi bizimki değil! biz ümmet ahlakını terk ettik demişiz. iyi de millet ahlakı da yok ortada. millet ahlakını ulusal olarak oluşturmak lazım. bunun için de ulusal kültür sentezini yapmak lazım. onu da yapmamışız.

edebiyatına bakıyorsun, ingiliz'inden fransız'ından kopya. sinemasına bakıyorsun, keza öyle. türkiye kültür sentezini yapamadığı için sürekli bir başkasının maymunu halinde yaşıyor. oysa bir adam gelmiş, mustafa kemal paşa adı, ‘‘biz, bize benzeriz!’’ demiş, çok açık bir şekilde taklit kapılarını kapatmış. yani mustafa kemal'in yapmaya çalıştığı, tamamen tanzimat'a karşı bir şey. halbuki bizde sanki tanzimat'ın devamı gibi anlatılıyor. hayır! önceki bütün inkilapçılar, batı'ya gitmişlerdir, gazi doğu'ya gitmiştir. neden bunu kimse görmüyor? paris'e değil, samsun'a gitti!

biz hala sömürgeler gibi davranıyoruz. senegal mesela sömürgeyse, orada yetişmiş aydınlar paris'tekiler gibi oluyor. ve kendilerini çağdaş sanıyorlar, halbuki ne oluyorlar? paris'in maymunu oluyorlar! biz sömürge değiliz, bağımsızlık savaşı vermişiz ama kendiğiliğimzden sömürgeymişiz gibi davranıyoruz.

ve bu vahimliği de aşağı yukarı 70, 80 senedir yaşıyoruz. o zaman marlene dietrich'i taklit ediyorlardı, şimdi jeniffer lopez'i! hala bir yekparelik yok. ve biz bu yekpareliği kuramadıkça, türkiye ulusal kültür sentezini gerçekleştiremedikçe, biz bu ikilik içinde kalırız ve bu ikilik içinde ne kızımız rahat edebilir ne de biz...

60'lı yıllarda bir kitap yayınladım: fena halde leman. ortalık iyice birbirine girdi. ‘‘türkler böyle şeyler yapmazlar’’ dediler. o zaman benim anlatmaya çalıştığım şey, ahlak meselelerine doğru bir medotla yaklaşmadığımızdı. ‘‘insanları tercihlerinden dolayı ayıplayıp durmayın, bunların neler yaptığına bakın ve bunları nasıl taşıdıklarına’’. bunun üzerinden 40 sene geçti, istanbul'daki bazı çevrelerde yaşanan şeylerden ben utanıyorum. bunu yazan adamım ben, utanıyorum diyorum! çünkü kötü taşıyorlar.

birdenbire zannettiler ki, aklına ne eserse yaparsın. hayır! sen gene kuralsız ol ama kendi ahlak ölçülerinde! gidiyor soho'yu görüyor, istanbul'da soho'do gibi yaşamaya çalışıyor. soho'nun kuralları ve ingilizlerin şartlarıyla seninkiler aynı değil ki. o zaman sen ne oluyorsun? bir yabancı. ve bir yabancının çektiği bütün sıkıntıları çekmek mecburiyetindesin. başka çaren yok! ''

Attila Ilhan

Friday, 9 October 2009

I Must Not Chase The Boys



Won't someone tell me what is happening to me
Why am I so misunderstood
Why can't they see
Now I'm caught between the devil and the angel
That I used to be

They say I'll understand it all in good time
But age ain't nothing but a number in my mind
Going crazy with this push me pull me
Caught between wrong and right

I wanna give in to the woman in me
I wanna be someone they don't want me to be
The moral of the story is I got no choice
I must not chase the boys

I started writing down my deepest secrets
Seven days a week of truth and fantasy
Got the feeling that the way my life is
Got to be prepared for changes

Won't someone tell me what is happening to me
Why am I so misunderstood
Why can't they see?
Now I'm caught between the devil and the angel
That I used to be

I wanna go left but they tell me go right
Don't wanna be the little girl they kissing goodnight
The moral of the story is I got no choice
I must not chase

They can try to make me write a thousand lines
But that won't ever change the way I feel inside
They've got their opinions but I just don't care
Cause that's not what I wanna hear

I must not chase the boys

Play - I Must Not Chase The Boys

Tuesday, 6 October 2009

Ruzgar



Ruzgar saclarinin arasindan gecerken
Tum hislerininde arasindan gecti
Kirik donuk, param parca anilar bahcesinde
Umit tohumlari ekerken
Hic bilinmedik poyrazlarla hep kaybettiklerini izledi
Bilindik bir hikaye
Bazen renkli bazen siyah-beyaz
Perdeleri bazen yari acik, bazen tamamen kapali
Karanlik mi korkunc, karanlikta olmak mi?
O bir kirgin yuz idi
Aglarken, gulumsedi ve gecti

Tuesday, 15 September 2009

Story of My Life




Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!

Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.

Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.

“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:

“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”

Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

“Henüz değil!”

“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”

Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:

“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”

“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.

“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.

“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”

“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.

Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.

“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”

Ona “Evet” dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.

Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.

Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.

Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.

Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.

Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.

Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”



Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:

“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!

Bana zarar vereceğini düşündüm.

Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.

Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.

Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…

Teşekkür ederim.”

Wednesday, 9 September 2009

mutlu olmak



Beni taniyanlar cok iyi bilir, her acida, huzunde, karmasada ve kendi icimdeki cilgin savaslarda bile herzaman gulumseyen ve kahkalar atmayi basaran bir insan olmayi basarabilmis biri olarak, hayatta en cok ne istiyorum biliyor musunuz ?!! :
Eger birgun sizden once ölürsem, bana veda ederken kahkahalar atmaniz, gulumsemeniz ve beni hatirlayip, serefe diyip ickilerinizi icerken benden sizlere kalan guzel dusunceleri baskalarina da aktarmaniz olacaktir.
Ve ben yukardan sizleri o anda izlerken buyuk bir ihtimalle gulumsuyor olacagim ve olmekten dolayi mutlu..

Tuesday, 18 August 2009

Ordalar ama ben yokum



Hicbirseyin yerini dolduramadigi bir duygu, hergun buyuyor - buyuyor ve ben gitgide isteklerimden arinip onlara daha cok yaklasiyorum.. Yaklasiyorum ama onlari goremiyorum..
Eskiden birlikte herani doldururduk, uzuldugumuzde ordaydik, sevincimizdede.. Dunyanin en mukemmel anlarindaydik da biz bilmezdik.. Gun dogusunu ve batimini hep yakalar, sessizden bir huzun ve sevinc dolu bir his yasardik.. O kucuk ve harabe evin catisini dolduran seslerimiz bazen aci bazen de umit doluydu, gececegi gunleri beklerdik ama bilmezdik ki bizi ayiracak..
Bir kuru ekmek ve biraz huzur ile gune baslar, sicak sobanin etrafinda o unutulmaz muhabbetlerle uykuya dalardik.. Yirtik olan elbiselerimizle mutlu, gunesin cocuklari gibi tarlada calisiyor olmaktan sikayetlenmezdik.. Bahceden topladiklarimizla karnimizi doyurur, bir yudum cayla demlenirdik..
Bizim hayatimiz buydu, sade ve azlikta cok ani..
Ben bir daha hicbir yerde alamadim o tadi..
Uzaklardayim, sizsiz ..
Yorgun, yipratilmis ve sessiz
Ve hergun gecen gun daha cok ozluyorum sizi
Canim Annem, Babam ve Abilerim

Sunday, 28 June 2009

Sır



Bebekken isteklerim icin aglamaz,
Dunyanin en degerli guzelligini gormek icin annemin gozlerine bakardim..
Sessizligimdeki dusuncelerimi kendime gizlerken
Tarlalarda oynamakla ozgurlugu hissederdim..
Buyudukce isteklerimi susturamazken,
Guzellik kavramim degisiverdi
Sessizligimin yerini asilik alirken
Havasiz odalarda oyunlara oyuncak olmaya basladim
Kokumu kaybettim
Tadim yok artik
Kazandiklarim benim kaybolusum
O bir sirdi
Ben aranizda yok oldum..

Yansimalar



Sözel tanımlarini biliriz coğu şeyin. Bazen çıkış noktalari arayışımızda sık sık kendimize sessizce aynı şarkıyı söyleriz yada etrafimizdan aynı şarkıyı duyariz.. Ne bilmek , ne soylemek, ne duymak diildir ansizin gunesi aydinlatan tenimizde.. Bilmek,duymak,söylemekle baslayan bir sürecte sahnede kendini izleyebilmektir.. Havada bi koku hissedersiniz, bu hissin ardindan etrafiniza yasaminiza baktiginizda kendinize benzer şeyler görürsünüz ve herkesi kendiniz gibi sanirsiniz.. Bu koku sizin kokunuzdur etrafa dagilip sizin gibileri size ceken.. Yani siz nasilsaniz bulduklariniz, aldiklariniz, sectiklerinizde sizin kopyanizdir..Hersey sizin yansimanizdir..Etrafinizdaki insanlardan şikayet ediyorsaniz, sahip olduklarinizi begenmiyorsaniz, yasadiklariniza isyan ediyorsaniz yada her anlamda mutluysaniz, kendinizi sahneye çıkarıp orda iyice kendinize bakip yansimalarinizda bir tutulma yasayin...Orada Nasil görünüyorsunuz ?

Tuesday, 23 June 2009

Seasons



There are times when life calls out for a change, a transition, like the seasons.
Our spring was wonderful
But summer is over now
And we missed out on autumn
And now all of a sudden, it's cold, so cold that everything is freezing over.
Our love fell asleep
And the snow took it by surprise
But if you fall asleep in the snow
You don't feel death coming.

Sunday, 24 May 2009

Ugly



If you're ugly, I'm ugly too
In your eyes the sky's a different blue
If you could see yourself like others do
You'd wish you were as beautiful as you

And I wish I was a camera sometimes
So, I could take your picture with my mind
Put it in a frame for you to see
How beautiful you really are to me

Ugly, Ugly
All of us just feel like that somedays
Ain't no rainbow in the sky
When you feel U.G.L.Y.
And that's ugly

Ugly, Ugly
All of us just feel like that somedays
Ain't no rainbow in the sky
When you feel U.G.L.Y.
And that's ugly, ugly
All of us just feel like that somedays
Ain't no cure that you can buy
When you feel U.G.L.Y.
And that's ugly

So, if you're ugly, I'm ugly too
If you're a nut, then I must be a screw
If you couls see yourself the way I do
You'd wish you were as beautiful as you
I wish I was as beautiful as you

Its not you



I know it was not you, was just my dream and surely, you will be happy without me.. But i have to forget you with another one because it wasnt ordinary even if you n me were ordinary which made me hopeful to realised was it right one !!
Im unbelivable sorry, even if i think about you..Sorry, very sorry..

This is just life and i have to say goodbye myself in mornings again without you..

Goodbye
I may never see you again
Our paths may be crossed
But im going on my way
I have loved talking with you,
becoming your friend
Hope to see you again one day
May God smile on you
May all your days be blessed
Please remember me
Goodbye

PS :Everyone can guess that person is me but not true, just everybody' past which is mine as well..

Saturday, 23 May 2009

Ondan Uzakken Hep 1seyler Eksik



Saniyorum ki hep yitiriyoruz birilerini, birseyleri ve yerine yenilerini koymak cabasinda ugrasirken ozlem sellerinde kavrulmak ne aci..
Ne eskisi yenisi gibi nede yenisi eskiye benzer ve boylece degisim surecinde bulurken kendimizi bazi seyler ya guzel yada derinden bir sizi..
Kaldirmak istiyorum kadehimi, tum yitirilenlere ve kendime
Hersey guzel olacak sanaraktan, Onlardan uzak, kendimden uzak, icimde ufaktan 1 sanci..

Saturday, 2 May 2009

Umudunu Arayan Kadin



Mutluluk ile mutsuzluk arasinda surekli sirkilasyon yasayan 1 ailenin kiziydi, annesinin ikinci evliligi sonrasi dunyaya gelmis.. Hatirladigi seylerden anliyorum ki, cok neseli ve asi 1 genc kizdi ve 1 o kadarda fedakar... Annesine olan duskunlugunu her ondan bahsedisinde anlamak mumkundu.. Bircok kisi onla evlenmek istemisti uzun harika saclari, yesil gozleri ve harika fizigi yuzunden oysa hicbirine evet demeyecek kadar cesurdu belkide sebeb annesinin mutsuz evlilikleriydi.. Yasina gore evlilige cok gec kaldigi dusunuldugu 1 zaman diliminde kendinden 4 yas kucuk 1 erkekle evlenmeye karar vermisti.. Ve bu karari kendisi diil annesi almisti ve oda itaat etmisti..
Ve sonra hayati biranda degisti... Evliliginden sonra hicbirsey mutluluk verici olmamisti.. Hayatinda her aldigi nefeste aci verici olaylar yasiyor ama annesi gibi sadece sakin ve sessiz olmayi seciyordu.. Alkoholik 1 kocasi ve surekli kavga cikaran yeni anne-babaya sahip olmustu ve ne yazikki ilk cocugunu dogurmaya hazirlaniyordu... Hayat umduklarindan ote, cok cikmaz yollar sunmustu, o ise sadece annesi gibi olmayi seciyordu... Ben o zamanlar yoktum ama o anlatir bazen ve anlarim ki gercekten cok zordu...
Kac sene mutsuz yasadigini hic sayamadim ama o cok iyi biliyordur en son ne zaman gulumsedigini..
Yillar yillari takip ediyordu, bende bilincimi kazandigimda hatirlarim ki hala mutsuzlar sofrasinda bulurdu kendini.. Nasil 1 dayanma gucune sahipti bu kadin, beni hep hayretlere dusururdu.. Dusunun ki; ac-susuz, yipratilmis, hergun gunes batarken yorgun ve yeni dogacak gune umitsiz.. Hicbir gun ona guzel 1 sey vermemisti sadece dogan cocuklari disinda... Bunlari hatirladikca 1 kadinin icindeki mukemmel dayanma gucunu ve hala umutlarini animsarim.. ve tek ornegim O'dur ve o kadin benim ANNEM'dir, hala hayata bizim icin bagli, hala uzgun, hala mutsuz, hala kuskun, hala kirgin ama hala mukemmel guclu..
Seni cok ozluyorum ANNE..

Tuesday, 21 April 2009

Metamorfoz



Icimde derin duygularla kendimi sokaklara attigim bir aksamdi.. Nereye ve kimlerle gittigiminde pek onemi yoktu, 1 beklentim oldugu soylenemezdi.. Icimdeki isyan beni nereye ve kimlerin yanina surukleyecekse surukleyecekti..
Biraz uyur, biraz uyanik, biraz kizgin, biraz suskun, biraz endiseli ve birazda kucuk 1 kiz cocugunun yaramazligi vardi icimdeki isyani unutmak icin..
Icimdeki sesler cok yavas aksada ben sanki cok hizli hareket ediyordum, unutmaya calistigim dusuncelerimin icin..
Sokaklarin sakinligini umit edip beni daha cok dusunmeye itmesini beklerken buyuk 1 kalabaligin arasinda bulmustum kendimi..
Anlamsizca kalabaliga karismaya hazir yanim, kapildi ve biranda bircok insanlaydim.. Ne konustuk, ne oldu bitti... cok detaylarda degildim, sadece unutmaya odaklanmistim..
Yurudum mu.. kostum mu.. ictim mi hatirlamiyorum..
Bana birseyler oluyordu, sanki kendime kizgin ve kusmeye hazirdim..
Belkide kusmustumde farketmeden sayikliyordum..
Ansizin birsey oldu, biri hayatimin konusunu degistirdi o aksam ve hic beklenmedik bu kisiyle buyuk 1 huzura adim atmis hissetmistim.. Kizginligim yumusadi, kusmuslugumu unuttum..
Ve gunler birbirini takip ederken ben insanlarin arasina karismak yerine, yada onlardan kacmak yerine sadece bu huzura siginmaya calisirken buldum kendimi.. Sanirim oda bunu farketti ve bana uzak durmami soyledi yada daha yakina gel dedi, anlamismiydim yoksa anlamak istedigimimi anlamistim, gercekten bilmiyorum..
Buz tutmadigima eminim degildim ama ben gene kuskun olmustum, tabiki kendime..
Ve gene kactim, baska yerlere gitmeye calistim.. Baska ses ararken buldugumda kendimi birden aglamak istedigim icin oylece durup kaldigimi hatirliyorum ama etrafimdakilere gulumsedigim gercegi benimleydi..
Neden kusmustum ki gene?
Neden gene kacmistim ki ?
Neden gene birileri korkmustu ki, yada ben korkmustum ?
Neden kendimi hep gene ayni kisir dongude bulmustum ve bulacagima daha cok inanmistim ki ?
Neden Metamorfoz sandigimda bu 1 kisirdonguye donusmekteydi ki?

Dosttan 1 mektup



Hani dosttuk derdik, en zor gunde birlikteydik ama yasam iste uzak tuttu sizi benden.. Neydi hayattan beklediklerinizde unuttunuz cabucak beni.. Insan olmak diyorum ben buna, basimi egip gidiyorum her seferinde sizden ses gelmeyince.. Ne unutuldunuz nede isyanla hatirlaniyorsunuz, sadece keske .. keske daha guclu bilseydiniz diyorum neydi dost olmak, hani iki kardes gibi, 1 insani cok sevmek gibi, yoklugunda cok uzuldugunuzu derinden hissetmek gibi.. Bazen hatirladikca icimdeki derin sanci hala tebessum ediyor ve diyorum ki unut gitsin, hayat iste hep boyle, yasamdaki isteklere yenik dusurur tum iyi duygulari... Dostumsunuz diyemiyorum ama hala sizi insanca cok seviyorum.. Ve belki bende yenik dustum hayata, umarim affettiniz beni..
Dosttuk, yeni kisa dostluklarinizin mutluluk vermesi dilegiyle ve ayni duygular benim icinde..
Hala beyaz 1 zarf icinde..

Sarki sozleri ve yazarlari belirtilmis $iirler disinda tum yazilar Serap KOC'a aittir.